Eser Sözleşmelerinde Sözleşme Bedelinin Uyarlanması

 

ESER SÖZLEŞMELERİNDE SÖZLEŞME BEDELİNİN

UYARLANMASI

“Adaptation of Contract Value of Contracts for Work”

Özet: Sözleşmeler hukukunda genel kural olan tarafların sözleşme ile bağlılığı (“ahde
vefa”) ilkesinin en önemli istisnasını, edimler arasındaki dengeyi ortadan kaldıracak
nitelikteki aşırı ifa güçlüğü oluşturur. Sözleşme tarafları için bu durum çoğu zaman
akdedilmiş olan sözleşmenin devamını ve/veya ifasını güç yahut imkansız hale
getirebilmektedir. Bu doğrultuda, çalışmamızda sözleşmelerin değişen koşullara uyarlanması
hakkında uyarlama davaları Türk Borçlar Kanunu kapsamında incelenecektir.
Abstract: One of the most important exceptions to the pacta sunt servanda, which is the
general principle of the contract law, is the extreme difficulty of performance of contract
which eliminates the balance between the acts. This hardship may often lead to difficulty
and/or impossibility for continuation and/or performance of a valid contract by a contracting
party. Facing with this situation, Parties may request the adaptation of the changes in
conditions between the date of signature of the contract and the date of execution to the
contract. In this case study, the adaptation lawsuit in adaptation of the contract to the changing
conditions by judge is analysed in the light of Turkish Code of Obligations.

Anahtar Sözcükler: İnşaat Sözleşmeleri, Uyarlama, Aşırı İfa Güçlüğü, Develüasyon,
Ekonomik Kriz, Eser Sözleşmesi, Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi, Arsa Payı Karşılığı İnşaat
Sözleşmesi, Uyarlama Davası

Keywords: Constructions Contract, Adaptation, Hardship, Develuation, Economic Crisis,
Contracts for Work, FIDIC, Adaptation Law Suit

GİRİŞ

Sözleşmeler hukukunda genel kural olan tarafların sözleşme ile bağlılığı (“ahde vefa”)
ilkesinin en önemli istisnasını, edimler arasındaki dengeyi ortadan kaldıracak nitelikteki aşırı
ifa güçlüğü oluşturur. Sözleşme tarafları için bu durum çoğu zaman akdedilmiş olan
sözleşmenin devamını ve/veya ifasını güç yahut imkansız hale getirebilmektedir. Bu durumla
karşı karşıya kalan sözleşme tarafları, sözleşmenin imzalandığı tarih ile ifa tarihi arasında hal
ve şartlarda meydana gelen değişikliklerin sözleşmeye yansıtılmasını, diğer bir ifadeyle
sözleşmenin işbu yeni hal ve şartlar dahilinde uyarlanmasını talep edebileceklerdir. Bu yönde
aşağıda inşaat sözleşmeleri özelinde sözleşme taraflarının sözleşme bedelinin uyarlanması ve
uzlaşma talepleri ile yargılama merciinin taraflar arasındaki sözleşmeye müdahalesini
sağlayan uyarlama davası kavramları hukuki nitelikleri bakımından açıklanacaktır.

I. SÖZLEŞMELERİN DEĞİŞEN KOŞULLARA UYARLANMASI

A. Genel Olarak
Esas olarak taraflar aralarında bir sözleşme akdetmek suretiyle karşılıklı iradeleri ile
bağlılıklarını ortaya koyarlar. Sözleşmeler hukukunda genel kural, sözleşmeden kaynaklanan
yükümlülükler taraflarca karşılıklı olarak yerine getirilene kadar tarafların akdetmiş oldukları
sözleşmenin hüküm ve koşulları ile bağlı kalmalarıdır. Ancak sözleşme kurulduğu sırada var
olan şartlar ile sözleşmenin ifası sürecinde meydana gelen yeni şartlar önemli ölçüde
değişiklik gösterebilirler. Önemli ölçüde değişiklik gösteren yeni şartlara örnek mahiyetinde,
sözleşmedeki dengeyi ortadan kaldıran; olağanüstü hal ve savaş, ülke genelini etkileyen
ekonomik kriz, enflasyonda aşırı yükselme, para değerinin önemli ölçüde düşmesi, şok
develüasyon
halleri sayılabilir. Bu durum hukuk teorisinde “Emprevizyon” , diğer bir deyişle
“Öngörülemezlik Teorisi” olarak açıklanmaktadır.
Bu durumlar ile karşılaşan sözleşme taraflarının birbirlerinden borcun aynen ifasını talep
etmeleri Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı ilkesine
aykırılık teşkil edecektir. Gelinen noktada sözleşme tarafları için adil bir çözüm yöntemi
olarak sözleşmenin uyarlanması kurumu Türk Borçlar Kanunu ilgili düzenlemeleri uyarınca
hukuka uygun kılınmıştır.

B. Sözleşmelerin Uyarlanmasının Koşulları
Sözleşmenin yeni koşullara uyarlanabilmesi ancak aşağıdaki tüm koşulların birlikte
gerçekleşmiş olması halinde mümkün olabilecektir. Bu koşullar aşağıdaki gibidir;

 Hukuken kurulmuş ve geçerli bir sözleşmenin varlığı şarttır. (Örneğin sözleşme
taraflarından birinin sözleşme yapma iradesi sakat ise yahut sözleşme herhangi bir
şekil şartına tabi tutulmuş iken şekil şartı yerine getirilmemişse)
 Kanunda ve sözleşmede değişen koşula dair bir hüküm bulunmamalıdır.
(Örneğin sözleşmede, sözleşme taraflarından birinin enflasyondaki aşırı yükselme
rizikosunu üstlendiğine dair kayıt bulunması)
 Öngörülemeyen ve öngörülmesi beklenmeyen durum sözleşmenin kurulmasından
sonra ortaya çıkmış olmalıdır.
(Meydana gelen değişiklik muhakkak öngörülemez
nitelikte olmalıdır.)
Meydana gelen değişiklik uyarlama talep eden sözleşme tarafının kusurundan
yahut ihmalinden kaynaklanmamalıdır.

Tarafların sözleşme ile üstlendikleri edimlerinin diğer bir ifadeyle borçlarının
arasındaki denge aşırı ölçüde bozulmuş olmalıdır.

 Sözleşme konusu edim yahut borç henüz ifa edilmemiş olmalıdır. (Yahut ifa edilen
edim sözleşme hal ve şartlarındaki önemli nitelikte değişiklikten kaynaklanan haklar
saklı tutularak ifa edilmiş olmalıdır.)
C. Eser Sözleşmeleri Kapsamında Uyarlama İmkanı
Türk Borçlar Kanunu’nun 470. ile 486. maddeleri düzenlenen eser sözleşmesi,
yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel
ödemeyi taahhüt ettiği sözleşmedir
. Böylece eser sözleşmesinin varlığı “eser meydana
getirme unsuru” ve meydana getirilen esere karşılık “bedel ödeme” unsurlarına bağlıdır.
Eser sözleşmelerinde bedel unsuru taraflarca götürü bedel veya yaklaşık bedel olarak
kararlaştırılabilmekte iken arsa sahiplerinin genellikle meydana gelecek inşaatın
değerinden yüksek bir götürü bedel karşılığında sözleşme akdettikleri uygulamada
görülmektedir. Bu durum arsa sahiplerinin eserin bizzat yapılması halinde finansal
yetersizliklerinin bulunması durumu karşısında sonradan sürpriz bir bedelle karşılaşmama
düşüncelerinden ileri gelmektedir. Nitekim, Türk Borçlar Kanunu’nun 480. maddesinde
düzenlenen götürü bedelin kararlaştırıldığı bir eser sözleşmesinde iş, öngörülenden fazla
emek ve masrafı gerektirse bile yüklenici, iş sahibinden belirlenen götürü bedelin
artırılmasını isteyemeyecektir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 480. maddesinde yer alan götürü bedel hakkında bu sıkı kural,
480. maddenin 2. fıkrasında yer alan; “Ancak, başlangıçta öngörülemeyen veya
öngörülebilip de taraflarca göz önünde tutulmayan durumlar, taraflarca belirlenen
götürü bedel ile eserin yapılmasına engel olur veya son derece güçleştirirse yüklenici,
hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme
,
bu mümkün olmadığı veya
karşı taraftan beklenemediği takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Dürüstlük

kurallarının gerektirdiği durumlarda yüklenici, ancak fesih hakkını kullanabilir.”
hükmüyle esnetilmiştir. Yer verilen hüküm gereği, işbu bilgi notumuzun (I.A) başlıklı
bölümünde yer alan değişikliklerin eser sözleşmesi kapsamında gerçekleşmesi halinde
yüklenici aşağıda yer verilen koşulların birlikte gerçekleşmesi halinde uyarlama talebinde
bulunabilecektir. Bu koşullar aşağıdaki gibidir:
 Taraflarca önceden öngörülemeyen veya öngörülüp de meydana gelmeyeceği
kabul edilen, beklenmeyen bir hal ortaya çıkmalıdır.
(Yargıtay, özellikle
öngörülemezlik unsuru hakkında oldukça detaylı değerlendirme yapmakta ve ifa
güçlüğü yaratan durumun benzer alandaki işleri üstlenen her basiretli yüklenici
açısından aynı etkiyi yaratabilir mahiyette olup olmadığını araştırmaktadır.)
Ortaya çıkan beklenmeyen hal, eserin tespit edilen götürü bedelle
tamamlanmasını aşırı derecede güçleştirmiş bulunmalıdır.
(Burada bahsedilen
olağan üstü ve aşırı bir artıştır. Yüklenicinin kar kaybı bu anlamda tek başına
yeterli bir sebep teşkil etmez.)
Beklenmeyen halin ortaya çıkmasında yüklenicinin kusuru ve ihmali
bulunmamalıdır.

Yüklenici beklenmeyen hali iş sahibine ihbar etmelidir.
Sözleşmede aksi taraflarca kararlaştırılmış bir hüküm bulunmamalıdır.
D. Arsa Payı Karşılığı İnşaat ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri Kapsamında
Uyarlama İmkanı

Türk Borçlar Kanunu’nun 480. madde hükmü ile yükleniciye tanınan uyarlama imkanı
eser sözleşmelerine özgülenmiştir. Arsa payı karşılığı inşaat ile kat karşılığı inşaat
sözleşmelerinde tarafların edimlerinin hukuki niteliği ile eser sözleşmelerinin konusu
edimin hukuki niteliği farklılık arz etmektedir. Nitekim, arsa payı karşılığı inşaat ve kat
karşılığı inşaat sözleşmelerinde inşaa edilecek eserin karşılığı edim belirli bir para değil
bir şey yahut başka bir eser olarak kararlaştırılabilmektir. Edimlerin bu niteliği bu
sözleşme türünü atipik hale getirmektedir.
Her ne kadar, arsa payı karşılığı inşaat ve kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin atipik
özelliğinden bahsedilse de bu tip sözleşmeler açısından da götürü bedelin varlığından
bahsedilebilmektedir. Türk Borçlar Kanunu’nun 480. maddesinin götürü bedeli
tanımladığı ve hüküm altında aldığı gözetilirse, işbu maddenin yalnızca eser sözleşmeleri
özelinde değil götürü bedelin söz konusu olabildiği tüm sözleşmeler bakımından
uygulama alanı bulabileceği açıktır.

Nitekim, Yargıtay kararları da aynı doğrultudadır. Bu hususta Yargıtay 23. Hukuk
Dairesi’nin 29.11.2013 tarihli 2013/5450 Esas ve 2013/7583 sayılı kararı; “Arsa payı
karşılığı inşaat yapım sözleşmeleri götürü bedelli sözleşmelerdir.
Dava tarihi itibariyle

yürürlükte bulunan 818 Sayılı BK'nın 365. maddesi gereğince götürü bedel kararlaştırılan
işlerde yüklenici yapılacak şeyin kararlaştırılan fiyata yapmaya mecbur olup, yapılacak
şey tahmin edilen miktardan fazla emek ve masrafı gerektirse bile yüklenici bedelin
artırılmasını isteyemez ise de aynı maddenin 2. fıkrası gereğince evvelce tahmin
olunamayan veya tahmin olunup da taraflarca dikkate alınmayan haller, işin yapılmasına
engel olur ve yapılmasını son derece zorlaştırırsa; hakim, haiz olduğu takdir hakkı
dolayısıyla ya kararlaştırılan bedeli artırır veya mukaveleyi feshedebilir.” şeklindedir.
Yine Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 26.10.2010 tarihli 2013/5450 esas ve 2013/7583
karar sayılı kararı; “Kat karşılığı inşaat yapım sözleşmeleri götürü bedelli
sözleşmelerdir.
BK'nın 365. maddesi gereğince götürü bedel kararlaştırılan işlerde
yüklenici yapılacak şeyi kararlaştırılan fiyata yapmaya mecbur olup, yapılacak şey tahmin
edilen miktardan fazla emek ve masrafı gerektirse bile yüklenici bedelin artırılmasını
isteyemez ise de aynı maddenin 2. fıkrası gereğince evvelce tahmin olunamayan veya
tahmin olunup da taraflarca dikkate alınmayan haller, işin yapılmasına engel olur ve
yapılmasını son derece zorlaştırırsa hakim haiz olduğu takdir hakkı dolayısıyla ya
kararlaştırılan bedeli artırır veya mukaveleyi feshedebilir.” şeklindedir.
Yargıtay’ın yukarıda yer verilen yerleşmiş daha birçok içtihadında benimsendiği üzere;
arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri ile kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin uyarlama
davalarında genellikle götürü bedelli sözleşme tipinde olduğu kabul edilmektedir.
Dolayısıyla, eser sözleşmelerinde yüklenicinin müracaat edebileceği Türk Borçlar Kanunu
480. madde 2. fıkrada yer alan sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması imkanına, aynı
şekilde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri ile kat karşılığı inşaat sözleşmeleri tarafı
yüklenici de müracaat edebilecektir.
Önemle belirtilmelidir ki, eser sözleşmelerinde olduğu üzere bu başlık altında belirtilen
inşaat sözleşmesi türlerinde de, yüklenici sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması
imkanına ancak (I-C) başlığı altında sayılan koşulların birlikte yerine getirilmesi ile
kavuşabilecektir.
II. ÜLKEMİZDE YAŞANAN DEVALÜASYONLAR VE EKONOMİK
KRİZLERİN ÖNGÖRÜLEMEZLİK UNSURU AÇISINDAN

DEĞERLENDİRİLMESİ

Öngörülemezlik hallerinin uygulamada görünüm türlerinden birine örnek olarak
ülkemizde yaşanan ekonomik kriz sonucunda paranın değerinde ortaya çıkabilecek
olağanüstü bir düşüş veya yükseliş gösterilebilir. Ancak, devalüasyon ve ekonomik
krizlerin aniden oluşmadığı, piyasadaki belli ekonomik darboğazlardan sonra meydana
geldiği bilinmektedir. Ülkemizde 1958 yılından beri devalüasyonlar ilan edilmekte sık sık
para ayarlamaları yapılmakta, Türk parasının değeri dolar ve diğer yabancı paralar

karşısında düşürülmektedir. Bu yönde Türk Borçlar Kanunu’nun 138. madde hükmünde
ifade edilen aşırı ifa güçlüğü halinin en önemli sonucu, sözleşmenin uyarlanmasının
istenmesidir. Ancak uyarlamanın mümkün olmaması durumunda borçlu taraf, sözleşmeyi
sona erdirebilecektir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 138. maddesi şu şekildedir:
“Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de
beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya
çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini
dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da
borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını
saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara
uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına
sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine
fesih hakkını kullanır.”

“Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır”.
Bu başlık altında değerlendirilen konuyla ilgili olarak, ülkemizde gerçekleşen
develüasyon ve ekonomik krizlerin aniden oluşmadığı bu nedenle develüasyonların
ülkemiz açısından önceden tahmin edilemeyecek (öngörülemez) bir keyfiyet
oluşturmayacağını bu sebeple öngörülemezlik unsurunun oluşmadığı yönünde
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 12.11.2014 tarihli 2014/13-1614 Esas ve 2014/900
sayılı kararı ilgili bölümüne aşağıda yer verilmiştir:

“Ülkemizde 1958 yılından beri devalüasyonlar ilan edilmekte sık sık para ayarlamaları
yapılmakta, Türk parasının değeri dolar ve diğer yabancı paralar karşısında
düşürülmektedir. Ülkemizdeki istikrarsız ekonomik durum davacı tarafından tahmin
olunabilecek bir keyfiyettir
. Somut olayda uyarlamanın koşullarından olan öngörülmezlik
unsuru oluşmamıştır.”

Yukarıda yer verilen karar karşısında develüasyonlar ve ekonomik kriz döneminde
uyarlama davası açılabileceği yönünde Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 06.04.1995 tarihli
1995/145 Esas ve 1995/3339 sayılı kararında yapılan değerlendirme önem arz
etmekte olup işbu kararının ilgili bölümüne aşağıda yer verilmiştir:

“…Uyuşmazlığın çözümünde sözleşmenin temel edimi olan ve taraflarca başlangıçta
kabul edilen döviz fiyatlarındaki normal artışlar dışında, sözleşmenin in’ikadından sonra
yaşanan ekonomik kriz ve Hükümetce alınan kararlarla işlem temelinin çöküp
çökmediğinin araştırılması ve aydınlığa kavuşturulması kaçınılmaz olmaktadır”;
“…Hemen belirtelim ki, beklenilmeyen, olağandışı; sonuçları önceden tahmin edilemeyen
ekonomik kriz ve devalüasyondan dolayı satıcının bir gün içinde sözleşme dışı nedensiz

zenginleşmesi ve yarar sağlaması MK. md. 2/1 hükmünce asla haklı görülemez ve
tarafların sözleşmede eşit hak sahibi olmaları ilkesine de aykırı olur; dahası somut adalet
duygularını da zedeler.
Şu durum karşısında uyarlama esas ve ilkeleri lehine oluşmuş ise
alıcı satım bedelinin uyarlanması için dava açabileceğinin “evleviyetle” kabul edilmesi
gerekir”; “…işlem temelinin çöktüğü, sözleşmedeki çıkar dengesinin katlanılamayacak
derecede davacı lehine bozulduğunun benimsenmesi halinde alıcının ne miktar satım
parasından sorumlu olacağı belirlenmeli, böylece sözleşmedeki satım parasını tarafların
amacına uygun olarak objektif iyiniyet, hak ve nesafet(Medeni Kanun md. 4, 2/1)
kurallarının elverdiği ölçü düzeyde yine yabancı para olarak uyarlanmalıdır.
Herhalde
bilirkişi kurulunda bir maliyeci ile ekonomist uzman bulundurulmalıdır”.
Bu tespitlerdeki değerlendirmelere bakıldığında, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin dövize
endeksli sözleşmelerde uyarlama için titiz bir inceleme yapılmasını öngördüğü sonucu
çıkartılabilir. Yukarıda yer verilen yüksek mahkeme karar metinleri incelendiğinde;
ülkemizde yaşanan devalüasyonlar ve ekonomik kriz hallerinin öngörülemezlik kavramı
nezdinde kabulü hususunda yargı merciilerince farklı kararların verilebildiği tespit
edilmiştir. Önemle belirtilmelidir ki; ülkemizde yaşanan devalüasyon ve ekonomik kriz
durumunda öngörülemezlik unsuru oluşup oluşmadığının değerlendirmesi somut
olaylardaki farklılıklar (tarafların konumları, deneyimleri vs.) mutlak surette gözetilerek
yapılacaktır. Bu farklılıklar gözetilmeden her olay için geçerli bir değerlendirmenin
(ülkemiz için devalüasyon ve ekonomik krizin önceden tahmin edilemeyecek
öngörülemez bir durum oluşturmadığı) yapılması adalete uygun olmayacaktır.

III. TÜRK BORÇLAR KANUNU 480/2 UYARINCA UYARLAMA DAVASI
A. Genel Olarak
Türk Borçlar Kanunu 480. madde 2. fıkrada yer alan koşulların birlikte ve Yüklenici
nezdinde varlık bulması halinde, hakimden sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması
talep edilebilecektir. Şayet bu mümkün olmuyor ise yüklenici sözleşmeden dönme hakkını
kullanabilecektir.
Yüklenicinin sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması hakkında hakime müracaatı
hakkında önem arz eden diğer bir husus ise, yüklenicinin Türk Borçlar Kanunu 480.
madde 2. Fıkradan yararlanabilmesine sebep teşkil eden öngörülemeyen diğer bir deyişle
beklenmedik sebepleri iş sahibi yahut arsa sahibine bildirme yükümlülüğüdür. Nitekim
Türk Borçlar Kanunu’nun 472. maddesi 3. fıkrasında belirtildiği üzere; eser meydana
getirilirken, iş sahibinin sağladığı malzemenin veya eserin yapılması için gösterdiği yerin
ayıplı olduğu anlaşılır veya eserin gereği gibi ya da zamanında meydana getirilmesini
tehlikeye düşürecek başka bir durum ortaya çıkarsa, yüklenici bu durumu hemen iş
sahibine bildirmek zorundadır. Sonuç olarak uyarlama davasında hakim, diğer şartların

yanı sıra yüklenicinin bildirim yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğini de
araştıracaktır.

Bunların yanı sıra yüklenici sözleşmenin değişen koşullara uyarlanmasını talep ettiğinde,
iş sahibi Türk Borçlar Kanunu’nun 484. Maddesi uyarınca tam tazminat ödeyerek
sözleşmeyi feshedebilecektir. Ancak bu ihtimalde iş sahibi, eserin tamamlanmasından
önce yapılmış olan kısmın karşılığı bedeli yükleniciye ödeyecek ve devamında
yüklenicinin bu fesihten kaynaklanan tüm zarar kalemlerini (kar payı dahil) gidermek
zorunda kalacaktır. Uygulamada bu yolun tercih edilmesi yüklenicinin tüm zararlarının
yanında kar payını da ödemek durumunda kalması sebebiyle iş sahibini ekonomik olarak
ciddi kayba uğratabilmekte ve tercih edilmemektedir.
Netice olarak, yüklenici nezdinde uyarlama koşulları diğer şartlar ile birlikte gerçekleşmiş
ise öncelikle sözleşmenin uyarlanması yoluna gidilecektir. Sözleşmenin uyarlanması,
sözleşme bedelinin artırılması şeklinde gerçekleşebileceği gibi, arsa malikleri ile
anlaşılan yüzde oranlarının değişmesi, inşaat süresinin uzatılması, cezai şartların
ertelenmesi, ülkedeki ekonomik krizin yahut beklenmeyen halin sona ermesinin
beklenmesine karar verilmesi şeklinde de gerçekleşebilecektir.

B. Uyarlama Davasında Hak Düşürücü Süre ve Zamanaşımı Hakkında
Değerlendirme

Kanun koyucu sözleşmenin değişen koşullara uyarlanmasını talep etme imkanı tanırken,
bu hakkın kullanılmasını yahut hakkın kullanımının sona ermesini kesin bir süreye tabi
tutmamıştır. Ancak bu durum uyarlama talep etme hakkının sözleşme taraflarınca her
zaman kullanılabileceği anlamına gelmez. Aksi bir düşünce bu hukuki kurumun doğasına
aykırıdır.
Nitekim, Türk Borçlar Kanunu’nun m. 480/2 ile 473/3 hükümleri incelendiğinde
görülecektir ki; hakim, sözleşme tarafının uyarlama talep etme imkanı bulunup
bulunmadığını araştırırken beklenmeyen/öngörülemeyen hali bildirim yükümlülüğünün
yerine getirilip getirilmediğini muhakkak araştıracaktır. Bildirim yükümlülüğünün yerine
getirilip getirilmediği her somut olay için ayrıca değerlendirilecektir. Zira uyarlama
talebinin hakim tarafından kabul olunması için sözleşme tarafı/yüklenicinin
beklenmeyen/öngörülemeyen hali derhal iş sahibine derhal bildirmiş olması kendisinden
beklenmektedir.

SONUÇ

Türkiye’de lokomotif sektörlerden olan inşaat sektöründe 2018 yılı itibariyle yaşanan
ekonomik daralma, para değerinde önem arz eden kayıplarının yaşanması inşaat
maliyetlerini artırmakta, inşaat sözleşmelerinin götürü bedel üzerinden akdedilmesini
güçleştirmekte, sözleşme taraflarından olan arsa sahipleri karşısında yüklenici tarafı ciddi
risk altında bırakmaktadır. Bu durum taraflar arasında akdedilen sözleşmelerin değişen
ekonomik koşullara uyarlanması gerekliliğini ortaya koymaktadır. İşbu çalışmamızda
inceleme altına alınan ve değerlendirilen tüm hususlar her bir sözleşme kapsamı ve amacı
bakımından ayrıca incelenmeli ve değerlendirilmelidir. Bu doğrultuda, bildirim
yükümlülüğünün yerine getirilmesi hususunda iş sahibi/arsa sahibi taraf öncelikle ve
ivedilikle ihtar edilmeli ve tarafların sulh olma imkanı değerlendirilmelidir. Hakimin
uyarlama yolu ile uyuşmazlığı çözümlemesi taraflar anlaşamadığı takdirde uygulanacak
bir çözüm yolu olmalıdır.

BATU HUKUK & DANIŞMANLIK
Av. Sinem TURAN & Av. Buse ALBAY

 

© Batu Hukuk 2018 All Rights Reserved.